İstanbul’da yaşarken insanın en çok ihtiyacı olan şey bazen sadece sessizlik oluyor. Benim için bu hissi en hızlı veren yerlerden biri de Polonezköy Yürüyüş Parkuru. Şehrin kalabalığından çok uzaklaşmadan, birkaç saat içinde hem kafamı toparlayabildiğim hem de gerçekten temiz hava alabildiğim nadir yerlerden biri burası. Polonezköy Tabiat Parkı’nın en sevdiğim tarafı, daha girişten itibaren insana “şehir bitti, şimdi doğa başladı” hissini vermesi. Beykoz’da bulunan bu alan, yürüyüş ve doğa kaçamağı için İstanbul çevresinde en çok tercih edilen noktalardan biri olarak anılıyor.

Polonezköy’e ilk gidişimde beklentim sadece biraz yürümekti ama parkurun havası düşündüğümden çok daha iyi gelmişti. Yol boyunca sık ağaç dokusu, toprak patikalar ve yer yer açılan manzaralar yürüyüşü sıkıcı olmaktan çıkarıyor. Bence burayı güzel yapan şey sadece doğa değil; aynı zamanda yürürken acele etme hissinin kaybolması. Telefonu cebime koyup etrafa bakabildiğim, kuş sesini gerçekten duyabildiğim yer sayısı İstanbul’da çok fazla değil. Polonezköy tam olarak bu boşluğu dolduruyor.
Parkurun genel yapısı bana göre hem düzenli yürüyüş yapanlara hem de “uzun zamandır hareket etmiyorum ama biraz açılmak istiyorum” diyenlere hitap ediyor. Yer yer eğimli bölümler olsa da genel deneyim korkutucu değil. Dış kaynaklarda da Polonezköy Trail orta zorlukta, gidiş-dönüş bir rota olarak tanımlanıyor; toplam sürenin tempoya göre yaklaşık 2,5 ila 3 saat arasında değiştiği belirtiliyor.

Ben özellikle sabah saatlerinde gitmeyi seviyorum. Hava daha serin oluyor, kalabalık çok artmadan yürüyüşe başlamak mümkün oluyor. Sonbaharda yaprakların rengi değiştiğinde parkur başka bir güzelliğe bürünüyor ama ilkbaharda da doğanın canlanmış hali ayrı keyifli. Kısacası yılın büyük bölümünde gidilebilecek bir yer. Zaten Polonezköy Tabiat Parkı’nın yürüyüş, koşu ve bisiklet gibi açık hava aktiviteleriyle öne çıkmasının nedeni de biraz bu; her mevsim başka bir şey sunuyor.
Polonezköy Yürüyüş Parkuru’na gitmeyi düşünenlere kendi adıma birkaç küçük tavsiye verebilirim. Öncelikle rahat bir yürüyüş ayakkabısı şart. Patika bölümleri güzel ama yer yer taşlı ya da hafif kaygan olabiliyor. Yanınıza mutlaka su alın; “nasıl olsa kısa sürer” diye düşünmek hata olabilir. Mevsime göre ince bir üstlük almak da iyi fikir. Bir de en önemlisi, buraya biraz yavaşlamak için gidin. Sürekli fotoğraf çekme telaşıyla ya da rotayı hızlı bitirme hedefiyle yürüyünce Polonezköy’ün verdiği hissin yarısı kayboluyor.
Benim için Polonezköy’ü özel yapan bir diğer konu da sadece spor yapılacak bir alan olmaması. Bazen tek başıma gidip uzun uzun yürüyorum, bazen arkadaşlarla daha sakin tempoda geziyorum. Hatta şehirden bunaldığım dönemlerde yarım gün bile iyi geliyor. Çünkü burada amaç sadece adım sayısını artırmak değil; zihni biraz temizlemek. Özellikle İstanbul’da doğa yürüyüşü yapmak isteyen ama çok uzaklara gitmek istemeyenler için Polonezköy gerçekten güçlü bir alternatif.

Kısacası Polonezköy Yürüyüş Parkuru, benim gözümde İstanbul’a yakın en keyifli kaçış rotalarından biri. Yorucu bir haftanın ardından nefes almak, biraz hareket etmek ve birkaç saatliğine bile olsa şehir gürültüsünden uzaklaşmak isteyen herkese gönül rahatlığıyla önerebilirim. Çok iddialı cümleler kurmaya gerek yok; bazen bir yerin iyi olduğunu anlamak için sadece orada yürümek yetiyor. Polonezköy de tam olarak böyle bir yer.



